2 Mart 2009 Pazartesi

Lcd' ler çöpe mi gidecek??


En azından 3-4 yıl daha bu soruya "hayır" yanıtı verebileceğiz... Görüntü teknolojisinde gelinen son nokta her ne kadar LCD olmasa da yerine aday teknolojimiz OLED henüz daha evlerimize girecek kadar mantıklı bir seçenek olmaktan çok uzak... Dolayısı ile biz gene sevgili LCD televizyonlarımıza yatırım yapmaya devam edeceğiz.


Organic Light-emiting Diodes, "Işık yayan diyot" anlamına gelen OLED teknolojisini hepimiz bir süredir duyuyoruz. Bu teknolojinin lansmanı o kadar erken ve şaşaalı bir şekilde yapıldı ki, bazı aklı evvel tüketiciler "OLED geliyor, LCD alınmaz." psikolojisi ile emektar tüplü televizyonlarını kullanmaya devam ettiler. Uzun ve meraklı bir bekleyişin ardından Türkiye' ye ilk OLED teknolojili tv Sony-Eurasia tarafından Ocak ayında getirildi.... Sony Bravia XEL-1 !!!


Cihazı inceleme şansı buldum. Öncelikle şunu söyleyebilirim ki, televizyonun sadece 3 mm olan kalınlığı (ya da aslında inceliği) gerçekten son derece etkileyici... Bu inceliği sağlayabilmenin sırrı ise arkadan ışık yansıtmasına gerek duymayan görüntü teknolojisinde saklı. OLED teknolojisinde sadece elektrik akımı gelen diyotta parlama oluyor. Sönen ya da parlamayan diyotun varsayılan rengi tam siyah olduğu için, LCD' deki gibi görüntüde kararma olmuyor. Ayrıca bu doğal siayhlığın sonucunda 1.000.000 (birmilyon) : 1 gibi enteresan bir kontrast oranına ulaşılıyor. Mikrosaniyelik tepkime süresi var ve enerji tüketimi de LCD ve plazmalardan çok çok daha az... Renklerin canlılığı ve doğallığı ise bu yazıda anlatılamayacak cinsten. Gerçekten mükemmel... Ancak gelelim sevgili kadı kızımızın kusurlarına...


Aslına bakarsanız kusursuz gibi... Tabii ki paranız varsa... XEL-1 sadece 11 inch boyutunda... Yani çalışma masanızda bir resim çerçevesi ancak olabilir. Fiyatı ise sadece ve sadece 14.000 TL ! "Olsun veririm!" diyenler elbette olabilir. "Hatta daha fazla ödeme yapabilirim, 40'' isterim" derseniz beklemeye devam... Zira ne yazık ki henüz o boyutlarda bir OLED panel üretilmedi. Bildiğim kadarı ile EPSON firmasının bir prototipi var ama hem satılamayacak kadar pahalıya mal olmuş, hem de 1024 x 768 gibi düşük bir çözünürlüğe sahip.


30-40 '' OLED tv' lerin fabrikasyon olarak üretilip, teknoloji marketlerde günün ya da haftanın fırsatı olarak satılmasına daha bir kaç yıl var gibi görünüyor. Biz, şu anda elimizdeki LCD teknolojisi ile avunalım. 1920 x 1080 çözünürlükte 100hz bir cihazın bir PS3 ya da farklı bir HD kaynak ile birleştiğinde hala daha en mükemmel fiyat / performans oranına sahip olduğu ne yazık ki gerçeğin ta kendisi...



25 Şubat 2009 Çarşamba

Iphone ÇIPLAK !!!


Günümüz yaşamında iletişimin önemi malum. Bu konuya uzun uzun değinerek zaman kaybetmeyelim. Artık hiçbirimiz internetsiz, mail alıp gönderemediğimiz bir hayatı düşünemiyoruz bile... İyidir, kötüdür, apayrı bir sosyolojik ve hatta psikolojik araştırma konusu olabilir. Gerçeklerden yola çıkarsak, artık offline bir yaşam sürdürmek bir çoklarımız kabus, bazılarımız içinse tatlı bir hayal... Üretici firmalar da bu gerçeklikten yola çıkarak, 3G özellikli ,sürekli olarak internete bağlanabileceğiniz, hayatınızı kolaylaştıran cihazlar piyasa sürüyorlar. Apple da bunlardan biri, hatta en medyatik olanı...


Geçtiğimiz yıl piyasaya çıkan iphone 3G, pazarda müthiş bir etki yarattı. Apple tutkunları sabahlara kadar mağazaların önünde sıra bekleyerek cihaza sahip oldular. Oldular da... Acaba beklediklerini aldılar mı?


Şimdi, 3G uyumlu bir mobil telefon aldınız, ne özellik beklersiniz? Bu sorunun yanıtı aslında fiyat bandında gizlidir. Dolayısı ile soruyu değiştirelim. 1.300 YTL' nin üzerinde ödeme yaparak bir multimedia özellikli cihaz aldınız, ne beklersiniz? Lütfen aşağıdaki maddelere "evet", "hayır" olarak yanıt verin.


- En az 3 megapixel kamera olsun mu?

- Fotoğraf çekerken zoom yapmak ister misiniz?

- Video kayıt özelliği olmalı mı peki?

- Çok sevdiğiniz bir parçayı MP3 formatında telefonunuza yükleyerek varsayılan zil sesi yapmak sık yaptığınız bir şey mi?

- Bluetooth ile resim ve müzik gönderip almak ister misiniz?

- java desteği olsun mu? (Bir çok web sayfasını görüntülerken işe yarar belki)

- MMS özelliği için ne dersiniz? olsun mu? (Unutmayın 1.300 tl ödediniz)

-POP3 destekli mail uyumu önemli mi sizin için?

- "Select all", "delete all" gibi fonksiyonlar kullanışlı olur mu? Mesela tüm rehberi silmek falan gerekirse?

- Aynı soruyu "Copy, paste" için sorsam?

- Peki tuşlar kilitli olduğunda istemediğiniz bir arama geldiğinde reddetmek istediğiniz oldu mu hiç?

- Biri size bir word dosyası gönderdi? seyehat esnasında bu dökümanda düzeltme yapıp, ilgili kişiye geri göndermek?

- Pilin ömrü bitince satın alıp değiştirmek en fazla kaç saatinizi almalı? 2-3 değil mi?

- Pekiii... Telefonunuz sim kartınızdaki numaraları görmezse sinir katsayınızda artış olur mu?


Güzel... Iphone ile bunların hiçbirini yapamıyorsunuz :) Ayrıca, Itunes haricinde bir yazılımla bir şey yüklemeniz keti suretle mümkün de değil...


Gelelim büyük rakiplerden Blackberry' ye.. Bütün bunlar var. Artı 10 tane POP3 destekli mail tanımlanabiliyor ve hepsi anında anlık mesaj olarak telefonunuza düşüyor. Tüm blackberry sahipleri ile ücretsiz ve sürekli olarak mesajlaşabiliyorsunuz... Ücretsiz navigasyon, track ball' un kullanım kolaylığı, gerçek 3G özellikerini de barındırıyor. (İphone ' da görüntülü konuşma desteğinin olmadığını söylemiş miydim?)


Nokia E71' de bold ile hemen hemen aynı özelliklerde, daha şık ve kompakt bir tasarıma sahip...


Eğer 3G özellikli, PDA tarzı bir cihaz alacaksanız. Mutlaka ve mutlaka neye ihtiyacınız olup olmadığı iyi belirlemeniz naçizane tavsiyemdir. HTC' nin cihazlarını da yabana atmamayın, özeelikle HTC Touch PRO ilginizi çekebilir. E 71 haricinde diğer cihazlara Turkcell' in taahhütlü internet sözleşmeleri ile de sahip olabiliyorsunuz. Mutlaka bir Turkcell extra' ya uğrayıp sözleşme şartları ilgili de bilgi almanızı öneririm...


Ben de geçtiğimiz hafta içerisinde bu bahsettiğim cihazlardan birini satın aldım. Hangisi olduğunu merak ediyorsanız söyleleyim.


İphone 3G 8GB :))


Kesinlikle şaka yapmıyorum. Sadece şu kadarını söyleyebilirim:


Benim gözlerim bozuk, ve iphone en büyük ekrana sahip cihaz... Ayrıca gerekli gereksiz bir çok yazılımı, ücretini ödeyerek cihaza yükleyebiliyorsunuz... Yükler miyim bilmiyorum ama yapamadıklarımı düşünürsek, yapabildiklerimle mutlu olmayı seçiyorum sanırım....


Ha bir de... Sizin de yukarıda saydığım eksikler umurunuzda değilse, İphone olsun çamurdan olsun diyorsanız, son bir test daha yapın. Bu, sizin fiziksel yapınız ile ilgili bir test !!


Parmaklarınıza bir bakın. İnce sarılmış yaprak sarmasına benziyorsa sorun tok. Lahana sarması gibiyse başınız dertte olabilir.


Zira sevgili cihazımızda klavye de sanal ve dokunmatik, ayrıca çok da büyük değil... Kalemi de yok.


Sakın "Piyasada kalem mi yok, buluruz bir şekilde" demeyin...


Ben, ucu açılmamış tahta kurşun kalem, tükenmez kalemin arka tarafı, Samsung Omnia' nın orijinal kalemi gibi bir çok alternatifi denedim. Alet parmaklarınız dışında herhangi bir yapay uzuva tepki vermemeye programlanmış diyebilirim.


Farklı konularda görüşmek üzere...




23 Şubat 2009 Pazartesi

Piyano' nun altın çocuğu...




Gelmiş geçmiş en iyi piyano virtüözü kimdir? Bu soruya yanıt vermek aslında çok zor görünüyor değil mi? Kim? Müthiş bir Beethoven yorumcusu olan Wilhelm Kempff? Vladimir Horowitz olabilir mi? Glenn Gould? Peki ya Sviatoslav Richter? Elbette bütün bu isimler gelmiş geçmiş en iyi piyano virtüözleri olarak anılmaktadırlar. Ancak bir çok kaynak ve bir çok otoritenin üzerinde fikir birliği yaptığı iki isim var. Ve ne kadar acıdır ki, bizler bu iki ismi de hiç dinleyemedik ve hiç bir zaman da dinleme şansımız olmayacak. Franz Lizst ve Frederic Francois Chopin' den bahsediyoruz. Aslında piyano virtüözü olarak Lizst gelmiş geçmiş en iyi virtüöz olarak kabul edilmektedir. Ancak iş piyano eserleri yazmaya gelince, işte orada bir isim var ki, sadece piyano eserleri besteleyerek, tarihe adını Mozart, Beethoven gibi klasik müziğin temel taşları ile beraber yazdırmayı başarmıştır. Gerçekten de müziği insanı alıp bambaşka dünyalara götüren Frederic Chopin...

1 Mart 1810 tarihinde Fransız göçmeni bir baba ile Polonyalı bir annenin ikinci ve tek erkek çocuğu olarak Polonya' da dünyaya gelmiştir. İlk müzik derslerini annesinden alan Chopin' in dehası 6 yaşına geldiğinde keşfedilmeye başlandı. 6 yaşında Zvyny' den dersler alamaya başlayan Chopin' in 12 yaşına geldiğinde artık hocasından öğrenecek hiçbir şeyi kalmamıştı. Chopin müzik konusunda kendini geliştirmeyi asla bırakmadı. Liseyi bitirdikten sonra Varşova konservatuvarına yazıldı. Burada eğitimini Prof. Elsner üstlendi. Bu dönemde ünü Polonya' ya yayılmaya başlayan genç Chopin, 1829 yılında hocası ile beraber gittiği Viyana' nın opera binasında iki büyük konser vererek müthiş bir başarıya imza attı. O artık Polonyanın gelmiş geçmiş en iyi piyanisti olarak kabul ediliyordu.

1830 yılında çok sevdiği ülkesini Rusya ve Polonya arasındaki savaş nedeni ile terk etme kararı aldı. Hayatı boyunca tutkuyla bağlı olduğu ülkesine bir daha dönemeyecekti. Sonunda Paris' e gimek üzere Varşova' dan ayrıldı. Viyana' ya gitti. 1831 yılının Ağustos ayına kadar Viyana' da kalan genç besteci Scherzo' larını burada yazdı.

Babası bir Fransız olduğu için Fransa' ya alışmakta çok zorluk çekmedi. Aslında bir çok büyük besteci ve ressamın hayatı yokluk ve sefalet içinde geçmesine karşın Chopin, ölümüne kadar asla maddi sıkıntılar yaşamadı. Paris' te aristokrat ailelerin çocuklarına piyano dersleri vererek oldukça iyi para kazanmakta idi. Bu rahatlık onun büyük konser salonlarında konserler vermekten çok küçük ev topluluklarına konserler vermeyi tercih etmesine neden oldu.

Chopin' in hayatında en büyük iki aşkı, ülkesi Polonya ve ünlü yazar George Sand' dir. 3 çocuk annesi ve kendinden 6 yaş büyük bu kadın, klasik olmaktan çok uzak bir kişlik olduğunu besteleri ile de belli eden Chopin' i çok şaşırtmış, Sand' in toplumun genel kurallarını hiçe sayan, dalga geçen tavır ve davranışları büyük bir aşkın başlamasına neden olmuştur. 1839 yılında birlikte Mallorca' ya giden çift, 1847 yılına kadar burada beraber yaşamışlar, ancak Sand' in çocukları nedeni ile 1847 yılında ayrılmışlardır. 1839 - 1847 yılları arasında Chopin' in sağlığı da bozulmaya başlamıştır. Ancak sağlık durumuna rağmen en iyi bestelerini bu yıllarda yapmıştır. Ayrılığın ardından İngiltere' ye giden Chopin daha sonra Paris' e döndü. Ancak artık oldukça hasta ve bitkindi. 16 şubat 1848 yılında paris' te playel konser salonunda verdiği konser son konseridir.

17 Ekim 1849 akşamı Pairs' te verem nedeni ile öldü. Bir arkadaşının hediye ettiği Polonya toprağını bir kavanoz içerisinde hayatı boyunca yanından ayırmayan Chopin' in kalbi de ölümünden sonra vasiyeti üzerine Polonya' ya gömüldü...

Daha önce de vurguladığım gibi tam bir romantik dönem bestecisi olan Chopin hayatı boyunca sadece piyano eserleri bestelemiş, hiç senfoni yazmamıştır. Buna rağmen Bach, Beethoven, Mozart ile beraber adını büyük besteciler arasına yazırmayı başarmıştır.

Bu başarısının asıl nedeni piyano tekniklerine getirdiği yenilikçi tarz' dır. Gerçketen de öyle eserleri vardır ki, amatör bir dinleyici bile "Piyano ile bunlar da yapılabilir mi? diye sormadan edemez. En radikal bestelerinden biri " Revolutionary Etude" dür. özellikle sol elin kullanımı ile ilgili gerçek bir devrim niteliğinde bir eserdir. Fantasie Impromptu ve 2. piyano sonatı (cenaze marşı) ve tabii ki doyumsuz Nocturne' leri de başlıca eserleri arasındadır.

Günümüz virtüözlerinden birçoğu Chopin 'in eserlerini başarı ile yorumlamaktadırlar, ancak bu noktada bir uyarı yapmak gerekiyor. Bazı hızlı eserleri (revolutionary etude gibi) barındıran bir albüm alacaksanız olur olmaz bir albümü tercih etmemenizde fayda var. Zira bazı sınırlı yetenekteki müzisyenler yavaş çalınan orijinal kaydı hızlandırarak albümlerine koyuyorlar.

Chopin' in müziği gerçekten de eşsiz ve klasik müzik tutkunları için vazgeçilmezdir.

Hangimizi "Piyanist" filminin o unutulmaz soundtrack melodisi (Nocturne in C Sharp minor) derinden etkilememiştir ki....